Düşünceler

Şehrin Gürültüsünden Kaçmak

Televizyon Programcılığı dersimizin finali için arkadaşlarımla birlikte bir sivil toplum kuruluşuyla röportaj yapmamız gerekiyordu. Projemiz üzerinde düşünüp taşınırken, projemize yardım edecek arkadaşımızdan “İnegöl’e gidelim, arama kurtarma ile ilgili bir derneğe zaten üyeyim” teklifi geldi. Bunun üzerine plan yapıp 31 Mayıs 2026’da sabahın erken saatlerinde yola koyulduk.

Uzun zaman sonra daha doğrusu 20’li yaşlarımda ilk defa şehirden uzaklaşıyordum. İnegöl’e vardığımızda bizi neyin karşılayacağını bilmiyorduk. Toplanma saatinden önce Bursa’yı gezmek için yeterince vaktimiz oldu. Erken saatte vardığımız için bizi sessiz ve sakin bir il karşılamıştı.

Toplanma noktasına, yani Oylat Dağı’nın eteklerine vardığımızda ilk gerçek manada hissettiğim şey, beton yığınının içinden çıkıp doğal güzelliklere ulaşmak oldu. O ana kadar bundan farklı bir şey beklemiyordum.

İNDAK (İnegöl Doğal Afetler Arama Kurtarma Derneği) ile ilk yüz yüze temasımızı gerçekleştirdik. Daha önce “neyin karşılayacağını bilmiyorduk” dememin nedeni, çekim ekibi olarak bizim de maceraya katılacak olmamızdı. Hep beraber Oylat Dağı’na tırmanmaya başladık.

Tırmanış esnasında bir yandan çekimle uğraşırken bir yandan da kayıp dağdan yuvarlanmamak için çabalıyorduk. Bu esnada bizi gerçeklikten iten yapay gürültülerden oldukça uzaklaşmaya başlamıştık. Arama kurtarma hakkında bilgiler aldık, İnegöl ve Oylat Dağı hakkında detaylı bilgiler topladık ve röportajımızı yaptık.

Bu küçük macerada fark ettiğim en önemli şey şuydu: Şehirlerde sürekli akan trafikten, egzoz gazı solumaktan, kentsel dönüşümle yıkılan ve hâlâ inşaatı devam eden şantiyelerden, iş makinelerinin ve araçların fark edilmeyen gürültüsünden uzaklaşıp yalnızca doğanın ve etrafımdaki insanların sesiyle vakit geçirmek, zihinsel olarak yeni bir kapı aralamama neden oldu.

Şehir, içinde bulundukça bizi yavaş yavaş hapsetmeye devam ediyor. Kariyer inşası, okul serüveni, yoğun tempo, sokak sokak reklamlar ve dijital dünya derken benliğimizden uzaklaştırıyor. Doğayı, sessizliği, iç sesi ve düşünmeyi unutturuyor.

İstanbul’a dönerken yol boyunca düşündüm: En azından haftada bir kez bile olsa şehirden uzaklaşıp sakin bir yerde kafamı dinlemem gerektiğini. Çeyrek asırlık hayatımda hiç ormana gitmeyi, doğayla iç içe olmayı bu kadar içten istememiştim…

Artık her hafta en az bir kez İstanbul’un ormanlarına, Karadeniz kıyılarına, göllerine ve bulabildiğim şehirden en uzak noktalara seyahat düzenliyorum.

Gürültüden uzaklaştıkça zihnimdeki gürültüsü de yavaş yavaş azalmaya başladı.

Güzel kalın,
Metehan Alp Saral

Tüm notlar